...

Türk Halkbilimi

Bölüm Başkanımız Prof. Dr. Öger "Sosyo-Kültürel Öğe 'Nazar'" Adlı Röportajı ile Milliyet Gazetesi'nde
27/01/2022
Bölüm Başkanımız Prof. Dr. Öger’in Anlatımıyla Sosyo-Kültürel Öğe 'Nazar'

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi  (NEVÜ) Türk Halkbilimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Öger, Milliyet Gazetesi Yazarı Fazilet Şenol tarafından kaleme alınan “'İnsanı mezara hayvanı kazana koyar' Asırlardır süren korku!” başlıklı haberde nazar ve nazardan korunma yöntemlerine dair bilgiler verdi.

'İnsanı mezara hayvanı kazana koyar' Asırlardır süren korku!

Türkiye'de en yaygın olan inanışlardan biri nazar. Kişinin yüzüne karşı üç kere 'tü tü tü' yapılması, nazar boncuğu takılması ve kurşun döktürülmesi gibi birçok ritüel mevcut. Prof. Dr. Adem Öger, nazardan korunma yöntemleriyle ilgili ilginç bilgiler paylaştı.

Nazar, sözlükte 'bakmak, görmek, düşünmek' anlamında kullanılan bir kelime olsa da Türkçe'de 'beğenilen bir şeye kıskançlıkla bakmak ve zarar verecek şekilde onu etkilemek' manasında kullanılıyor. Nazarla ilgili, "Nazar insanı mezara, hayvanı kazana koyar", "Kaderi geçen bir şey olsaydı nazar olurdu" gibi atasözleri ve inanışlar ülkemizde oldukça yaygın. Nitekim nazar boncuğu sembolü de neredeyse Türkiye'yle eşleşmiş bir sembol. Ancak nazar inancı yalnızca Türklere mahsus değil. Hatta Avrupalılar nazar için 'devil eye' ifadesini kullanıyor.

İngiliz filolog Frederick Thomas Elworthy'nin nazar konusundaki araştırmaları, nazarlık simgesine Yunanlarda olduğu kadar İrlanda masallarında da rastlandığını, İncil ve Kur'an gibi dini kitaplarda yer aldığını gösteriyor. Öyle ki nazar boncuğu ve göz figürlerinin moda akımlarında da yer bulduğunu belirtiyor. Peki nazar boncuğu ve nazar inancı nereden geliyor? Gerçekten de öldürücü bir enerjiye sahip mi? Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Türk Halkbilimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Öger'e sorduk.

'Geçmişi M.Ö. 4 Binli Yıllara Dayanıyor'

Türkçe‘de nazar 'kem göz' manasında kullanılıyor. Halk arasında 'nazara gelmek', 'nazara uğramak', 'nazar etmek' gibi söyleniş biçimleri de yaygın. Prof. Dr. Adem Öger, "Belli kimselerde bulunduğuna inanılan ve özellikle çocuklara, evcil hayvanlara, eve, mala, mülke, hatta cansız nesnelere de zarar veren, 'bakışla dışarıya fırlayan çarpıcı ve öldürücü güç' şeklinde tanımlanan nazar, tarih boyunca olumsuz bir olgu olarak bilinmiş ve her kültürde farklı inanış, ritüelleri beraberinde getirmiş" dedi. Nazar inancının ne zaman ortaya çıktığını tespit etmenin zor olduğunun altını çizen Prof. Dr. Öger, nazar simgelerinin Eski Yunan, Mısır, Pers, Türk kültürü gibi dünyanın eski ve köklü kültürlerindeki izlerinin ve bu inancın ve buna bağlı simgeler ile ritüellerin oldukça eski olduğunu gösterdiğini söyledi. Öger, "Arkeolojik ve antropolojik çalışmaların verilerine göre nazar inancının M.Ö. 4 bin'li yıllara kadar uzandığını söylemek mümkün" ifadelerini kullandı.

Köpek Kemiği, Sarımsak, Deniz Boncuğu, Deve Yünü ve Dahası

Nazar inancının yaygın olması nazardan korunmak için kullanılan sembol ve ritüellerin de çok çeşitli olmasına zemin hazırlıyor. Prof. Dr. Adem Öger, nazardan korunmak için göz boncuğu başta olmak üzere Anadolu’nun farklı yörelerinde çeşitli ağaçlardan ve bitkilerden (iğde, çaltı, üzerlik) yapılan nazarlıkların yapımında köpek kemiği, sarımsak, deniz boncuğu, at nalı, deve yünü, kaplumbağa kabuğu, muska (hamayıl) gibi nesnelere de başvurulduğunu söyledi.

"Bu unsurlar, Eski Türklerin mitik inanç ve düşünce sisteminin birer parçası olup zaman ve mekâna göre güncellenmiş, yeni anlamlar yüklenmiş ve günümüze kadar varlığını devam ettirmiş" diyen Öger, göz boncuğunun (gök boncuk), bütün Türk dünyasında yaygın olup Gök Tanrı/gök rengi ile ilgili olduğuna dikkat çekti. Çeşitli ağaçlardan yapılan nazarlıkların, ağacın kutsanması ile ilişkili olup Türklerdeki ağaç kültüne dayandığına vurgu yapan Prof. Dr. Öger, "Köpek kemiği, eski Türklerde kurdun kutsanması ve kurdun çeşitli uzuvlarının ve unsurlarının koruyuculuğuna ilişkin inancın sonraki dönemlerde köpeğe evrilmesi ve köpek kemiğinin koruyucu ruh haline dönüşmesi ile ilgilidir. Türk mitolojisinde ve kültüründe özel anlamlar yüklenen ve kutsiyet atfedilen at, deve, kaplumbağa gibi hayvanlara ait unsurların da nazardan korunma amacıyla kullanılması söz konusudur" diye konuştu.

Nazardan Korunmayı Nasıl Keşfettiler?

Peki yöre yöre, inanış inanış değişen nazardan korunma yöntemleri nasıl ortaya çıktı? Bu soruya Prof. Dr. Adem Öger, "İnsanoğlu, en eski dönemden beri birtakım kötü güçlere/ruhlara inanmış ve bunların olumsuz etkilerinden zarar görmemek veya zararı azaltmak için çeşitli önlemler almaya çalışmış. Nazardan korunma yöntemlerinin ortaya çıkış süreci de böyle" diyerek cevap verdi. Prof. Dr. Öger, bir insanın aniden hastalanması, mutlu bir evliliğin aniden çökmesi, tarladaki bir mahsulün aniden zarar görmesi, iyi süt veren bir hayvanın sütünün aniden kesilmesi gibi olayların nazar olarak yorumlandığını ve nazarı önlemek ya da ortadan kaldırmak için her toplum veya kültürün kendi korunma sistemini oluşturduklarını belirtti.

‘Her Toplumda Farklı Çünkü’

"Burada her toplumda var olan nazar inancına karşı geliştirilen nazardan korunma veya nazarı ortadan kaldırma yönteminin aynı olmadığını belirtmek yararlı olacak" diyen Prof. Dr. Öger, toplumların dini inanışlarının, kültürel yapılarının ve yaşadıkları coğrafyaların kullandıkları yöntemlerde etkili olduğunun altını çizdi. Öger, "Örneğin bölgede yetişen ağaca ve bitkiye göre nazarlıklar çeşitlenmiş, dini inanışlara bağlı olarak ritüeller farklılık göstermiş ve coğrafyanın sunduğu imkanlar çerçevesinde korunma biçimleri şekillenmiştir" diyerek örnek verdi ve kötü bir etki yaratan nazara karşı iyi ruh ya da iyi ruha sahip olan bir unsurun (ağaç, hayvan, nesne vb.) kullanımının korunma yöntemlerini şekillendirdiğine dikkat çekti.

'Öküz Veya Kurdun Kafası Asılır'

Nazardan korunmak ve nazarı ortadan kaldırmak için farklı ritüellerin yapıldığına dikkat çeken Adem Öger, nazardan korunmak için kullanılan yöntemlerden bazılarını şöyle sıraladı:

"Nazar değmesini istemeyen kişi, yanında deve tüyünden bir takı (bilezik, kolye vb.) taşır. Evin kapısına at nalı asılır. Eve nazar değmemesi için üzerlikten yapılan 'nazarlık' evin odalarına asılır. Tarla, bağ ve bahçeye nazar değmemesi için öküz veya kurdun kafatası asılır. Kırkı çıkana kadar yeni doğmuş hayvanlar kimseye gösterilmez."

'Tütsü, Anadolu'da Üzerlik Bitkisine Dönüştü'

Nazarı ortadan kaldırmak için kullanılan ritüellerin başında kurşun dökmenin geldiğini belirten Prof. Dr. Öger, "Bunun yanı sıra kem gözün olumsuz etkisini ortadan kaldırmak için üzerlik, sarımsak kabuğu, tuz gibi nesneler yakılarak tütsü yapılır. Orta Asya’da ardıç ağacından yapılan tütsü, Anadolu’da üzerlik bitkisine dönüşmüştür" diyerek örnekleri çoğalttı.

'Kuşaktan Kuşağa Aktarılan Bir Korku Duygusu Var'

Prof. Dr. Öger aynı zamanda bunca farklı korunma yöntemlerinin temelinde 'korku' duygusunun olduğunu da vurguladı. Prof. Dr. Öger, "Nazar ile ilgili deneyimlerin ve buna bağlı anlatıların kuşaktan kuşağa aktarılması, her kuşakta nazarın çok tesirli bir olgu olduğuna ilişkin korku duygusunu da yayıyor" yorumunu yaptı. Bu nedenle insanoğlunun, zarar göreceğini düşündüğü somut varlıklara karşı korunma sistemini oluşturduğu gibi ruhlara, kötü ruhlara karşı da çok sayıda savunma biçimi geliştirdiğini söyleyen Öger, "Korku hem bireysel hem de toplumsal yapı da büyük etkiye sahip olup nazara karşı geliştirilen korunma yöntemlerinin çokluğu da bundan kaynaklanıyor" diye konuştu.

'Hayatın Her Aşamasında Kendini Gösteriyor'

Sosyal hayatımızda nazar inancının çok yaygın olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Adem Öger, Hunlar, Göktürkler ve Uygurlardan günümüze kadar kesintisiz olarak kültürel mirasımız içinde yaşama şansı bulan nazar ve etrafında oluşan inanışların, yüzyılların süzgecinden geçerek günümüze kadar geldiğini söyledi. "Sosyo-kültürel hayatımızda doğumdan ölüme hayatın her safhasında dikkate aldığımız nazar, günlük hayatımızdaki takılardan mimari yapılarımıza, bağ-bahçeye ve evlerimize asılan nazarlıklardan hayvanlarımıza astığımız nesnelere kadar kendini gösteriyor" diyen Prof. Dr. Öger, şunları da ekledi: "Bir bebeğin dünyaya gelmesiyle başlayan nazardan korumaya dönük pratikler, onun beşiğe alınmasında, sünnet töreninde, düğününde, evinin inşasında, araç sahibi olduğunda kısacası hayatın her alanında ve aşamasında kendini gösteriyor."

'Doğa-İnsan İlişkisinin Merkezinde'

Prof. Dr. Öger, dolayısıyla Türk kültüründe doğa-insan ilişkisinin merkezinde yer alan unsurlardan birinin nazar olduğunu söyleyebileceğimizi belirtti. Halk arasında sağaltma ocakları tarafından gerçekleştirilen 'kurşun dökme', 'kömür söndürme', 'taş kırma' gibi sihir-büyüsel işlemlerin, insana zarar veren nazarı ortadan kaldırmak ve insanı korumak amaçlı yapılan uygulamalardan bazıları olduğunu söyledi.

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/gundem/insani-mezara-hayvani-kazana-koyar-asirlardir-suren-korku-6685705